İçeriğe geç

Asimilasyon ne demek Piaget ?

Asimilasyon Ne Demek Piaget? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme

İstanbul’daki sabahları, bazen bana dünyayı ve insanları ne kadar net bir şekilde gözlemleme fırsatı sunuyor. Toplu taşımada, bir kafede ya da sokakta her gün tanık olduğum farklı sahneler, zihnimde birer iz bırakıyor. İşte bu gözlemlerle, Piaget’nin asimilasyon kavramını düşündüğümde, aslında bu teorinin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında nasıl hayat bulduğunu fark ediyorum.

Piaget’nin Asimilasyon Kavramı ve Günlük Hayatımız

Jean Piaget, gelişim psikolojisinin önde gelen isimlerinden biri olarak, insanların dünyayı nasıl anladıklarını ve anlamlandırdıklarını inceledi. Asimilasyon, Piaget’nin bilişsel gelişim teorisinin önemli bir parçasıdır. Basitçe söylemek gerekirse, asimilasyon, bireylerin yeni bilgileri mevcut bilişsel şemalarına (düşünce yapıları) entegre etmesi sürecidir. Yani, karşılaşılan yeni bir deneyim veya bilgi, var olan bir anlayışa uyar ve ona göre şekillendirilir.

Ancak, bu kavramı sadece teorik bir düzeyde düşünmek, toplumsal hayatta gözlemlenen dinamikleri tam olarak anlamamıza engel olabilir. Çünkü aslında asimilasyon, sosyal ilişkilerde de aktif bir şekilde yer alır. Özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında, asimilasyonun nasıl işlediğini gözlemlediğimde, insanların çoğu zaman toplumun dayattığı normlara uyum sağlama çabasında olduklarını görüyorum. Bu durum, hem kişisel hem de toplumsal düzeyde çeşitli zorluklar ve fırsatlar yaratıyor.

Asimilasyon ve Toplumsal Cinsiyet: Normlara Uyum Sağlamak

İstanbul’da her gün sokakta yürürken, çokça karşılaştığım bir sahne var. Kadınlar, giydikleri kıyafetlerin etrafındaki bakışları dikkatle tarayarak adımlarını atıyorlar. Toplumsal cinsiyet normları, kadınların “nasıl” olması gerektiğini sürekli hatırlatıyor. Piaget’nin asimilasyon kavramına dönersek, kadınlar, toplumsal beklentilere göre şekillenen şemalarına her yeni deneyimi yerleştiriyorlar. Yani, bir kadın toplumsal normlara göre giyinmediğinde, çevresindekiler onu fark etmeyebilir, eleştirebilir veya dışlayabilir. Bu, onun dünyayı algılama biçimini, kendi kimlik anlayışını ve sosyal hayatta nasıl yer alacağını şekillendiriyor.

Bir örnek vereyim: Bir gün işe giderken otobüste, başörtüsü takan bir kadın, yanındaki koltukta oturan birkaç adamın göz ucuyla onu incelediğini fark etti. Kadının kıyafeti, onun toplumdaki kimliğini belirleyen önemli bir işaret. O an kadın, bu toplumsal normlara uyarak, sessizce koltuğuna yerleşti. Piaget’in teorisinde olduğu gibi, toplumun ona sunduğu bu yeni deneyim, kadının var olan bilişsel şemasına uydu. Onun için, bu durum, toplumun onayını almak için alışık olduğu bir davranış biçimiydi.

Çeşitlilik ve Asimilasyon: Birleşim Yok, Sadece Uyumluluk

İstanbul’da yaşarken, farklı kültürlerden ve arka planlardan gelen insanlarla karşılaşmak, şehri renkli ve ilginç kılıyor. Fakat çeşitlilik, bazen çok daha derin bir asimilasyon sorununa yol açabiliyor. Bir işyerinde çalıştığımı düşünün: farklı etnik kökenlerden gelen insanlar, aynı masada yemek yerken, birbirlerinin kültürlerine yönelik önyargılarını gizlemiyorlar. Çoğu zaman, toplumsal normlar, herkesin benzer şekilde davranması gerektiğini emrediyor. Burada Piaget’in asimilasyon kavramı devreye giriyor. İnsanlar, karşılaştıkları farklılıkları, daha önce öğrendikleri ve deneyimledikleri biçimlerle anlamaya çalışıyorlar. Ama çoğu zaman bu, ‘farklı’ olana tolerans göstermek yerine, onu var olan şemalarına uydurmaya çalışma çabası oluyor.

Bir gün işyerimde, farklı bir şehirden gelen yeni bir çalışma arkadaşım, geleneksel İstanbul yaşam tarzına uyum sağlamaya çalışıyordu. Yavaşça, zamanla konuşmalarında, alışkanlıklarında toplumsal normlara uymaya başladı. Burada asimilasyon, bireylerin yaşadıkları çevreye uyum sağlaması adına bazen kimliklerinden ödün vermeleri anlamına geliyordu. O kişinin dünyasını anlamak, kendi dünya şemamızla onu değerlendirmek, çok kültürlü bir toplumda aslında gerçek bir çeşitlilik değil, daha çok uyum sağlama (asimilasyon) arzusunu doğuruyordu.

Sosyal Adalet ve Asimilasyon: İsyan Edilen Bir Norm

Sosyal adalet mücadelelerinde de asimilasyon önemli bir yer tutuyor. Birçok toplumsal grup, tarih boyunca kendi kimliklerini, kendi kültürlerini ve değerlerini toplumsal şemalara uydurmaya zorlandı. Ancak son yıllarda, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTQ+ hakları konusunda artan farkındalıkla, bazı gruplar asimilasyona karşı durarak, kimliklerini olduğu gibi kabul edilmesi için seslerini yükseltiyorlar.

Bir gün, İstanbul’un kalabalık bir semtinde, cinsiyet kimliğini ifade eden bir bireyin sokakta yürümesi bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Çevredeki birçok insanın ona bakışları, onu “farklı” olarak kategorize etmesi Piaget’in asimilasyon teorisindeki gibi, eski ve dar kalıplara uyma çabasıydı. O kişi, toplumsal normları yıkma adına kendi kimliğini olduğu gibi göstermek istiyordu. Asimilasyon yerine, kabul görme ve saygı görme mücadelesi, sosyal adaletin önemli bir parçasıydı.

Sonuç: Asimilasyonun Hem Yıkıcı Hem de Yapıcı Yanı

Piaget’in asimilasyon kavramı, sadece bireysel bilişsel gelişimi değil, toplumsal yapıları ve kimlik mücadelelerini de şekillendiriyor. İstanbul’un sokaklarında her gün karşılaştığım sahneler, bu teoriyi toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında daha anlamlı kılıyor. Asimilasyon, hem bir uyum sağlama çabası hem de bazen bir kimlik kaybı olarak karşımıza çıkıyor. Fakat belki de en önemlisi, her bireyin kendi kimliğini ve değerlerini savunma hakkı, asimilasyona karşı bir direnç noktasını oluşturuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper