Kayseri’de Bir Kış Akşamı ve Aynadaki İz
Kayseri’nin kışı her zaman biraz sert gelir bana. Rüzgâr yüzüme çarptığında sadece soğuk hissetmem, sanki geçmişimden bir şeyler de kesip getirir gibi olur. O akşam da öyleydi. Evde yalnızdım. Odanın ışığı loştu, dışarıdan gelen rüzgârın sesi camı hafifçe titretiyordu. Masamda defterim açıktı, ama yazamıyordum. İçimde dolup taşan şeyleri kelimelere dökemediğim anlardan biriydi.
Aynaya baktım.
Yüzümde küçük bir yara vardı. Basit bir şey gibi görünebilir ama insan bazen en küçük şeyde bile kendine fazla yüklenir. Ben de öyleydim. O an aklımdan geçen ilk şey şu oldu: “Cilt kendini ne kadar sürede onarır?”
Sanki bu soru sadece bir merak değilmiş gibi… içimdeki başka yaralara da dokunuyordu.
Küçük bir yara, büyük bir düşünce
O yara aslında bir sivilcenin iziydi. Sıkmamalıyım biliyordum ama dayanamadım. Sonra pişmanlık… hep aynı döngü. O an kendime kızdım. Hem sabırsızlığıma hem de aynaya her baktığımda kendimi fazla incelememe.
Defterime yazdım:
“Bugün yine yüzümle uğraştım. Belki de en çok kendimle.”
Sonra durdum. Kalem elimde öylece kaldı. Çünkü aklımda başka bir şey dönüyordu. İnternette okuduğum bir cümle: “Cilt kendini ne kadar sürede onarır?” Bunun net bir cevabı yoktu aslında. Ama ortalama birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişiyordu. Yüzeysel bir yara hızlı iyileşiyordu, ama daha derin olanlar zaman istiyordu.
İşte o an garip bir şekilde kendime benzettim bunu.
Ben de hızlı iyileşmiyordum.
İyileşmenin sabırsızlığı
Sabırsız biriyim. Bunu saklamıyorum artık. Bir şey canımı acıttığında hemen geçsin istiyorum. Bir hata yaptığımda hemen unutulsun. Ama hayat öyle işlemiyor. Cilt bile acele etmiyor.
Aynaya tekrar baktım. Parmağımı yaraya yaklaştırdım ama dokunmadım. Sanki dokunsam her şey daha kötü olacakmış gibi geldi. İçimdeki ses “geçecek” diyordu, ama başka bir ses “ya kalırsa?” diye fısıldıyordu.
O gece defterime şunu yazdım:
“Cilt kendini ne kadar sürede onarır? Keşke ben de onun gibi sessizce iyileşebilsem.”
Kayseri’nin soğuğu odama kadar sızıyordu ama içimdeki asıl üşüme başka bir yerden geliyordu. Yalnızlık bazen fiziksel bir şey gibi hissediliyor. Sanki bir boşluk var ve oradan rüzgâr giriyor.
Bir sabah, küçük bir değişim
Aradan birkaç gün geçti. O yarayı neredeyse unutmuştum. Sabah uyandığımda aynaya baktım ve fark ettim ki… kızarıklık azalmıştı. Hâlâ vardı ama daha sakin görünüyordu.
O an içimde küçük bir rahatlama hissettim. Nedensiz değil aslında, çünkü bu bana şunu hatırlattı: iyileşme görünmez bile olsa devam ediyordu.
Yine sordum kendime: “Cilt kendini ne kadar sürede onarır?”
Bu kez cevap daha farklıydı. Sanki cildim bana doğrudan cevap vermişti: “Sen fark etmesen de ben çalışıyorum.”
O gün dışarı çıktım. Kayseri’nin soğuk havası yüzüme çarptı ama bu kez rahatsız etmedi. Sanki yüzümdeki o küçük iyileşme bile beni biraz daha güçlü hissettirmişti.
Şehir, insanlar ve görünmeyen yaralar
Otobüste giderken insanlara baktım. Herkesin yüzü kendi hikâyesini taşıyor gibiydi. Kimse kimsenin ne yaşadığını tam olarak bilmiyordu. Ama herkes bir şekilde iyileşiyordu.
Bir kadın telefonuna bakıyordu, yüzü ifadesizdi. Bir çocuk camdan dışarıyı izliyordu, gözlerinde garip bir huzur vardı. Bir adam yorgundu, başını cama yaslamıştı.
O an düşündüm: Belki herkesin içinde görünmeyen yaralar var.
Belki herkes bir gün kendi kendine şu soruyu soruyor: “Cilt kendini ne kadar sürede onarır?” Ama aslında kastettikleri şey cilt değil.
Benim kastettiğim de öyleydi.
Yavaş ilerleyen bir iyileşme
Günler geçtikçe yara tamamen kapanmaya başladı. İz neredeyse görünmez hale geldi. Ama en ilginç olan şey fiziksel değişimden çok içimdeki değişimdi.
Artık aynaya baktığımda sadece cildime bakmıyordum. Kendime de bakıyordum. Daha sakin bir gözle…
Bir akşam defterimi açtım ve uzun uzun yazdım:
“Cilt kendini ne kadar sürede onarır bilmiyorum. Ama öğrendiğim bir şey var: zaman, sandığım kadar düşman değil.”
O cümleyi yazarken içimde tuhaf bir huzur vardı. Çünkü ilk kez bir şeyin geçmesini beklemekten korkmuyordum.
Sabırla gelen farkındalık
İyileşme dediğimiz şey aslında görünmez bir süreç. Cilt hücreleri sessizce çalışıyor. Kimse alkışlamıyor, kimse fark etmiyor. Ama yine de oluyor.
Ben de kendimde bunu görmeye başladım. Bazı duygularım yavaş yavaş hafifliyordu. Bazı kırgınlıklarım eskisi kadar ağır gelmiyordu.
Ama hâlâ soruyordum:
“Cilt kendini ne kadar sürede onarır?”
Bu soru artık bana sadece fiziksel bir süreci değil, hayatta kalma biçimini hatırlatıyordu.
Kendine bakmayı öğrenmek
Bir gün tekrar aynaya baktım. Yara yoktu. Ama bu kez aynada daha çok kendimi gördüm. Yorgun ama yaşayan bir yüz.
Kendime şunu söyledim:
“Sen de iyileşiyorsun.”
Bu basit cümle bile içimde bir şeyleri gevşetti. Çünkü bazen insan en çok bunu duymaya ihtiyaç duyuyor: geçiyorsun.
Kayseri’nin akşamları hâlâ soğuktu. Ama artık içimde aynı soğukluk yoktu.
Son düşünce: iyileşme sessizdir
Şimdi geriye dönüp baktığımda o küçük yara bana çok şey öğretmiş gibi hissediyorum. En basit şeyden başlayan bir farkındalık gibi…
Cilt kendini ne kadar sürede onarır? Bunu artık teknik bir soru gibi görmüyorum.
Bu soru benim için şunu anlatıyor: her şey zaman ister. Cilt de, kalp de, insan da.
Defterime son bir not düştüm:
“İyileşme hızlı olmak zorunda değil. Sadece gerçek olmak zorunda.”
Ve o gece ilk kez defterimi kapattığımda içimde bir ağırlık değil, hafif bir sakinlik vardı. Kayseri’nin soğuk rüzgârı yine camdan içeri sızıyordu ama bu kez bana zarar vermiyordu.
Çünkü bazı yaralar kapanır.
Bazıları iz bırakır.
Ama hepsi bir şekilde geçer.
Umarız “Cilt kendini ne kadar sürede onarır” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Appsoft ailesiyle kalmaya devam edin!