Appsoft okurlarına özel hazırlanan bu içerikte “Kısas uygulamak günah mıdır” hakkında en önemli detayları derledik.
Kısas Uygulamak Günah Mıdır? İçimdeki Öfke ile Vicdanım Arasında Kalan Bir Hikâye
Kayseri’de soğuk bir kış akşamıydı. Penceremin kenarında oturmuş, her zamanki gibi günlüğümü açmıştım. Dışarıda Erciyes’in üzerine çöken karanlık gökyüzü, içimdeki karmaşaya çok benziyordu. Bazı günler insanın içinde öyle büyük bir fırtına kopar ki, dışarıdaki sessizlik bile ağır gelir. O gece elim titreyerek birkaç cümle yazmaya başladım:
“Bugün içimde büyük bir öfke var. Ama bu öfkenin beni doğru bir yere götürüp götürmeyeceğini bilmiyorum.”
Ben 25 yaşında, Kayseri’de yaşayan ve duygularını çoğu zaman saklayamayan biriyim. Mutluluğumu da kırgınlığımı da heyecanımı da içimde tutamam. Belki bu yüzden günlük tutmak benim için sadece birkaç sayfa yazmak değil; kendimle yüzleşmek anlamına geliyor.
Kısas konusu da hayatımda böyle bir yüzleşmenin tam ortasında ortaya çıktı. Bir insanın canı yandığında, uğradığı haksızlığın karşılığını görmek istediğinde aklına gelen ilk sorulardan biri oluyor: “Kısas uygulamak günah mıdır?”
Bu sorunun cevabını sadece bir bilgi olarak değil, yaşadığım bir olayın içinde aradım. Çünkü bazı sorular kitaplardan okunarak değil, insanın kendi kalbinde yaşanarak anlaşılır.
Bir Akşam Her Şeyi Değiştiren Haber
O gün normal başlayan bir gündü. Sabah erkenden kalkmış, işe gitmek için hazırlanmıştım. Kayseri’nin ayazı yüzümü keserken otobüs durağına doğru yürürken aklımda sadece günün yoğunluğu vardı. Her şey sıradan görünüyordu.
Akşam eve geldiğimde annemin yüzündeki ifadeyi fark ettim. Bazen insan sevdiği birinin yüzüne bakınca bir şeylerin yolunda olmadığını anlar. Annem sessizdi. Normalde bana gününün nasıl geçtiğini anlatır, küçük şeylerden bile sohbet açardı. O gün ise gözlerini kaçırıyordu.
“Ne oldu anne?” diye sordum.
Bir süre cevap vermedi. Sonra ailemizden birinin büyük bir haksızlığa uğradığını anlattı. Bunu duyduğum anda içimde tarif edemediğim bir sıcaklık yükseldi. Öfkeydi bu. Kızgınlıktı. Adaletin yerini bulmasını isteyen güçlü bir duyguydu.
O an sadece şunu düşündüm:
“Bunu yapan kişi yaptığı şeyin karşılığını görmeli.”
İşte insanın en zor sınavlarından biri burada başlıyor. Çünkü canı yanan insan bazen adalet ile intikam arasındaki ince çizgiyi görmekte zorlanıyor.
O gece günlüğüme uzun uzun yazdım.
“Ben gerçekten adalet mi istiyorum, yoksa sadece içimdeki öfkeyi mi susturmaya çalışıyorum?”
Bu soruyu kendime sormak hiç kolay değildi.
Kısas Kavramını İlk Kez Derinlemesine Düşünmem
Küçüklüğümden beri kısas kelimesini duyardım. Fakat çoğu zaman sadece yüzeysel olarak biliyordum. Bir olayın karşılığının verilmesi, yapılan kötülüğün dengeli bir şekilde karşılık bulması gibi düşünüyordum.
Ancak o günlerde bu konu üzerinde daha fazla düşünmeye başladım.
İslam’da kısas, insanların kendi öfkeleriyle hareket edip sınırsız şekilde karşılık vermesi anlamına gelmez. Kısas, adalet anlayışı içerisinde, belirli şartlar ve hukuki ölçülerle ele alınan bir kavramdır. Ama insanların günlük hayatta kullandığı “ben de ona aynısını yapacağım” düşüncesi çoğu zaman kısas değil, öfkenin yönlendirdiği bir davranış olabilir.
Bunu fark ettiğimde içimde garip bir rahatlama hissettim.
Çünkü aslında benim asıl aradığım şey birinin acı çekmesi değildi. Ben sadece yaşanan haksızlığın görülmesini, yanlış yapan kişinin yaptığının farkına varmasını istiyordum.
Bazen insan karşısındakinin ceza almasını isterken aslında kendi yarasının iyileşmesini bekler. Fakat başkasının acısı her zaman bizim acımızı dindirmeyebilir.
Öfkemle Yüzleştiğim Gece
Günler geçti ama içimdeki kırgınlık geçmedi. Her akşam odamda günlüğümü açıyor, aynı konu etrafında dönüp duruyordum.
Bir sayfaya şöyle yazmışım:
“İçimde büyük bir öfke var. Bu öfkeyi taşıdıkça kendime zarar verdiğimi hissediyorum.”
Bu cümleyi yazdığımda gözlerim doldu. Çünkü insan bazen güçlü görünmeye çalışırken kendi içindeki yarayı fark etmiyor.
Kısas uygulamak günah mıdır diye düşünürken aslında başka bir soruya da cevap arıyordum:
“Kalbimdeki öfkeyi nasıl kontrol edeceğim?”
Dini açıdan bakıldığında zulme uğrayan kişinin hakkını araması, adalet istemesi yanlış değildir. Ancak affetmek, sabretmek ve merhamet göstermek de büyük değerler olarak görülür. Buradaki denge insanın niyetinde ve davranışında ortaya çıkar.
Eğer bir insan kendi elleriyle öfkesini büyütüyor, karşısındakine zarar vermeyi arzuluyor ve bunu kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürüyorsa burada farklı bir durum vardır.
Fakat adaletin sağlanmasını istemek, hakkını hukuk içinde aramak başka bir şeydir.
Bu ayrımı öğrendikçe içimdeki karmaşa azalmaya başladı.
Babamla Yaptığım Konuşma
Bir akşam babamla çay içerken bu konuyu açtım. Babam sakin yapısıyla her zaman bana farklı bir açı kazandırır. Bazen tek bir cümlesi bile günlerce düşündürür.
“Baba,” dedim, “İnsan kendisine yapılan kötülüğün karşılığını vermek isterse yanlış mı yapmış olur?”
Babam bir süre sustu. Sonra çayından bir yudum aldı.
“Evlat,” dedi, “Adalet başka şeydir, öfkeyle hareket etmek başka şeydir. İnsan canı yandığında kalbi çok hızlı karar verir. Ama doğru karar bazen sakin bir kalple alınır.”
Bu sözleri uzun süre düşündüm.
Çünkü gerçekten de acı çektiğimiz zaman dünyayı farklı görmeye başlıyoruz. Kırıldığımızda herkes bize karşıymış gibi geliyor. İçimizdeki ses sürekli “karşılık ver” diyor.
Ama bazen en büyük güç, kendini durdurabilmek oluyor.
Affetmek Her Zaman Kolay Değildir
Bazı insanlar affetmenin basit bir seçim olduğunu düşünür. Fakat gerçek hayatta affetmek çok zordur.
Bunu kendim yaşadım.
Birinin yaptığı hata yüzünden hayal kırıklığına uğradığınızda, sadece olayı değil, o olayla birlikte kaybettiğiniz güveni de taşırsınız. Ben de aynı şeyi hissettim.
Bazen gece yatağa uzandığımda aynı anları tekrar tekrar düşündüm. “Keşke şöyle olsaydı” dedim. “Keşke o kişi yaptığının farkına varsaydı.”
İçimde hem kızgınlık hem de umut vardı.
Bir yanım adalet istiyordu, diğer yanım ise kalbimin daha fazla yorulmasını istemiyordu.
Zamanla şunu anladım: Affetmek, yapılan yanlışı kabul etmek değildir. Affetmek bazen insanın kendi kalbini ağır bir yükten kurtarmasıdır.
Kısas ile İntikam Arasındaki İnce Çizgi
Kısas konusu hakkında düşündükçe en çok dikkatimi çeken şey, adalet ile intikam arasındaki fark oldu.
İntikam, çoğu zaman kişinin içindeki acıdan doğar. “Ben acı çektim, o da çeksin” düşüncesidir. Bu duygu insanidir, çünkü herkes kırıldığında böyle hissetebilir.
Ama adalet daha farklıdır. Adalet, ölçü ister. Denge ister. Sadece öfkeye değil, doğruya dayanır.
Kısasın amacı da kişisel bir öfkeyi tatmin etmek değil, adalet anlayışı içerisinde hakların korunmasıdır. Bu yüzden insanların kendi başına karar verip zarar vermesi, kısas kavramıyla aynı şey değildir.
Bu ayrımı anlamak bana çok şey kattı.
Çünkü bazen insan bir kelimeyi yanlış anlayınca bütün düşüncesi karışabiliyor. Oysa derinlemesine bakınca mesele sadece “karşılık vermek” değildir. Asıl mesele, insanın hangi niyetle ve hangi ölçüyle hareket ettiğidir.
Günlüğümdeki Son Sayfa
Aradan aylar geçti. O eski öfkem artık ilk günkü kadar güçlü değil.
Hâlâ yaşananları unutmadım. Bazı yaralar tamamen silinmiyor. İnsan geçmişini değiştiremiyor. Ama geçmişin bugününü yönetmesine izin vermemeyi öğrenebiliyor.
Geçenlerde günlüğümün eski sayfalarını okudum. İlk yazdığım cümleyle son yazdığım cümle arasında büyük bir fark vardı.
İlk sayfada öfke vardı.
Son sayfada ise anlayış.
Şunu yazmışım:
“Adalet istemek insanın hakkıdır. Ama kalbini öfkenin esiri yapmak kendi ruhuna zarar verir.”
Bu cümleyi yazarken kendimi daha huzurlu hissettim.
Kısas uygulamak günah mıdır sorusuna bakarken artık sadece sonucu düşünmüyorum. İnsan niyetine, şartlara ve davranış biçimine de bakmalı.
Bir insan haksızlığa uğradığında hakkını arayabilir. Ancak kendi öfkesiyle hareket ederek zulme dönüşen bir davranışa yönelmek doğru değildir.
Kalbimde Kalan Ders
Bu yaşadığım olay bana önemli bir şey öğretti.
İnsan bazen kendisine yapılan kötülüğün ağırlığı altında ezilir. O anda sadece acısını görür. Fakat zaman geçtikçe daha geniş bir pencereden bakmaya başlar.
Ben o süreçte çok düşündüm, çok ağladım, çok sorguladım. Kimi zaman umutsuz hissettim, kimi zaman içimde büyük bir umut doğdu.
Ama sonunda şunu öğrendim:
Gerçek güç sadece karşılık verebilmek değildir. Bazen kendini kontrol edebilmek, doğru olanı seçebilmek ve kalbini kötülükten koruyabilmek de büyük bir güçtür.
Kayseri’deki o soğuk kış gecesinde başladığım düşünceler, bugün bana daha sakin bir insan olmayı öğretti.
Kısas konusu benim için artık sadece bir kavram değil. İnsan nefsini, öfkesini ve adalet arayışını anlamaya çalıştığı derin bir yolculuk.
Ve bu yolculukta öğrendiğim en önemli şey şu oldu:
Adalet insanı korur, fakat merhamet insanın kalbini iyileştirir.