Mensur Şiirin Öncüsü Kimdir? Bir Kez Daha Yazmanın Gücünü Keşfettiğim An
Kayseri’nin Sessiz Akşamında Bir Soruyla Başlayan Hikâye
Kayseri’nin akşamları her zaman biraz sessiz olur. Şehir ışıkları, o eski taş sokaklarda, günün yorgunluğuna karışarak yavaşça kaybolur. O anlarda, kafamda bir sürü soru belirir. Bazen yalnız kalmak, bazen de kendimi bir köşeye çekip düşünmek ihtiyacı duyarım. İşte o gün de öyleydi. Günü bitirmek üzereydim, ofisten çıkarken eski defterimi çıkarıp bir köşede oturdum.
Defterim, bana her zaman yalnızlıkla huzur veren bir arkadaştı. O gün, “Mensur şiirin öncüsü kimdir?” diye bir soru takıldı kafama. Şiir, yıllardır beni etkileyen bir şeydi; ama bu tür detaylar, bazen kafamı kurcalardı. Şiirin içinde kaybolmak her zaman kolay olmamıştı, bazen kelimeler bana, bazen ben kelimelere kaybolurdum. Ama bir yandan da, şiirle alakalı her şeyi öğrenmeye çalıştığımda, içimde bambaşka bir heyecan uyanırdı.
O gün defterimi açıp birkaç satır yazmaya başladım. Düşüncelerimi karıştırarak, mensur şiir hakkında bildiklerimi sıralamaya çalıştım. Yavaşça, aklıma gelen ilk şey şuydu: Ahmet Haşim. “Ama Ahmet Haşim değil!” diye geçirdi içimden. Ve bir anda, o sorunun cevabının kendiliğinden geldiğini fark ettim: “Mensur şiirin öncüsü kimdir?” sorusunun yanıtı, bir noktada gerçekten Yahya Kemal Beyatlı’ydı.
Yahya Kemal Beyatlı: Bir İsyan ve Yeni Bir Yol
Yahya Kemal, tıpkı defterime yazmaya başladığım gibi, içimde derin bir yankı uyandırdı. Türk şiirini dönüştüren, ona sadece estetik değil, aynı zamanda bir anlam da katan isimlerden biriydi. Mensur şiir, onunla birlikte varlık kazandı. Şiir anlayışını bir adım öteye taşıyarak, şiirin akışını düz metinle birleştirmişti. Ama bu birleşim, hiçbir zaman düz bir şekilde gerçekleşmedi. Çünkü mensur şiir, tam anlamıyla özgürlük demekti; serbest, doğal ve akıcı bir dilin şiirle harmanlanmasıydı.
Yahya Kemal Beyatlı’nın mensur şiir anlayışına, onun hem içsel yolculuğunu, hem de toplumsal hayata dair hayal kırıklıklarını kattığını düşündüm. O dönemdeki toplumsal ve bireysel çalkantıları şiire dökerken, bu yeni formun, modern Türk edebiyatına ne kadar büyük bir katkı sağladığını fark ettim. Kafamda bir an için o dönemi, Yahya Kemal’in içinde bulunduğu şartları canlandırdım. O dönemin toplumunda, bir yanda eskiye tutunmaya çalışan bir halk vardı, diğer yanda ise özgürlüğe doğru adım atan bir kültürel devrim. Bütün bu karmaşa içinde, mensur şiir, özgürlüğün ve yeni bir başlangıcın simgesiydi.
Bir Öğle Vakti: Kendi Şiirimi Bulma Çabası
Bir süre sonra, kafamda kalan soru, yazıya dönüştü. Ahmet Haşim’i, Yahya Kemal’i okudukça, içimde yazma isteği arttı. Kendimi bir bakıma bir şair gibi hissetmeye başladım. Ancak, şiir yazmak kolay değildi. Hatta bazen kelimeler yetersiz kalır, düşüncelerim eksik olurdu. Bir noktada, bu ikilemde kaybolduğumu hissederdim.
O gün öğle vakti, Kayseri’nin o soğuk havası yüzüme çarptığında, yazmak için hazır olduğumu fark ettim. Defterime bir şeyler karalamak istiyordum, ama bu sefer sadece eski tarz bir şiir değil, Yahya Kemal’in izinden giden bir mensur şiir yazmak istiyordum. Şiirimin içine kelimeleri sıkıştırmak yerine, doğrudan düşüncelerimi, duygularımı yazmaya karar verdim. Şiir; kelimelerin, içimdeki hayal kırıklıkları ve umutla birleştiği bir alandı. O an, her şeyin anlam kazandığını hissettim. Şiir, özgürleşti.
Mensur şiir, bana kelimelerin anlamını yeniden keşfetmeyi sağladı. Sadece ahenk değil, aynı zamanda hislerim de önemliydi. Yahya Kemal’in mensur şiirle getirdiği yeniliklerin içimdeki yankısını, hem duygusal hem de entelektüel olarak hissettim. Yazmaya başladığımda, her bir cümle, bir anlam taşıyor, her satır beni biraz daha ben yapıyordu. İçimdeki karmaşa, bir anda bir düzene girdi. Şiir, kelimelere değil, duygulara dayalı bir dil haline geldi.
Şiirimin Beni Bulduğu An
Zamanla, Kayseri’nin soğuk akşamlarında, defterimde daha fazla satır yazmaya başladım. Mensur şiir, benim için bir anlam kazandı; çünkü sadece bir kelime oyunuyla değil, aynı zamanda içimdeki seslerin şiirleşmesiyle buluştum. Bir noktada, yazdığım her şey Yahya Kemal Beyatlı’nın mensur şiir anlayışını yeniden şekillendiriyordu. Ve o an, onun sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bana ilham veren bir yol gösterici olduğunu fark ettim.
Mensur şiirin öncüsü kimdir diye düşündüğümde, Yahya Kemal Beyatlı’nın adı artık bana sadece bir bilgi değil, içsel bir yönelimi işaret ediyordu. Şiir, her an her yerde var; ve bazen o, duygularla birlikte yaşar. Tıpkı benim gibi, her düşünceyi satırlara döken bir insan, kendi içindeki gerçekleri bulur.
Yahya Kemal’in şiirle buluşturduğu özgürlük, bugün hala içimde yankı buluyor. Her yazdığım satırda, onun izini sürüyorum ve bir adım daha ilerliyorum.